ŞEYTANIN HİKAYESİ

şeytan

ŞEYTANIN HİKÂYESİ

 

Âlemlerin Rabbı olan Allah’a hamd olsun…

Salât ve selâm, Efendimiz Emin Peygamber Muhammed’e…

Sonra, onun pâk âline… ve ashabının tümüne olsun.

 

***

 

İbn-i Abbas (R.A.)’dan naklen Muaz b. Cebel rivayet ediyor:

— Bir gün Rasûlullah (S.A.V.) ile beraberdik. Ensar’dan birinin evinde toplanmıştık… Tam bir cemaat olmuştuk.

Sohbete dalmıştık. Bu arada, dışarıdan bir ses geldi:

— Ev sahibi… İçeridekiler… Eve girmem için bana da izin verir misiniz?

Benim sizden bir dileğim var. Görülecek bir işim var.

Bunun üzerine, herkes Rasûlullah (S.A.V.) Efendimizin yüzüne bakmaya başladı.

Orada ve her zaman büyük oydu… İzin ondan çıkacaktı.

Rasûlullah (S.A.V.) Efendimiz, duruma vâkıf oldu ve:

— “Bu seslenen kimdir, bilir misiniz?…”

Buyurdu… Biz hep birden şöyle dedik:

— En iyi bilen Allah ve Rasûlüdür.

Bunun üzerine Rasûlullah (S.A.V.) Efendimiz:

— “O, laîn İblistir (Şeytandır). Allah’ın lâneti onun üzerine olsun…”

Buyurunca; hemen Hz. Ömer:

— Yâ Rasûlullah, bana izin veriniz onu öldüreyim.

Dedi… Rasûlullah (S.A.V.) Efendimiz bu izni vermedi, şöyle buyurdu:

— “Dur! Yâ Ömer, bilmiyor musun ki; ona belli bir vakte kadar mühlet verilmiştir… Öldürmeyi bırak.”

Sonra şöyle buyurdu:

— “Kapıyı ona açın gelsin… O, buraya gelmek için emir almıştır. Diyeceklerini anlamaya çalışınız. Size anlatacaklarını iyi dinleyiniz…”

 

 

***

 

Bundan sonrasını ondan dinleyelim; yani Ravi’den. Şöyle anlattı:

— Kapıyı ona açtılar. İçeri girdi ve bize göründü. Bir de baktık ki; şekli şu: Bir ihtiyar. Şaşı. Aynı zamanda köse. Çenesinde altı veya yedi kadar kıl sallanıyor. At kılı gibi.

Gözleri yukarı doğru açılmış. Kafası, büyük bir fil kafası gibi. Dudakları da, bir manda dudağına benziyordu.

Sonra, şöyle bir selâm verdi:

— Selâm sana yâ Muhammed; selâm size ey cemâat-ı müslimin.

Onun bu selâmına Rasûlullah (S.A.V.) Efendimiz şu mukabelede bulundu:

— “Selâm Allah’ındır yâ laîn…”

Sonra ona şöyle buyurdu:

— “Bir iş için geldiğini duydum; nedir o iş?”

Şeytan şöyle anlattı:

— Benim buraya gelişim, kendi arzumla olmadı. Mecburen geldim.

Rasûlullah (S.A.V.) Efendimiz sordu:

— “Nedir o mecburiyet?”

Şeytan anlattı:

— İzzet sahibi Rabbın katından bana bir melek geldi. Ve dedi ki:

— Allah-ü Teâlâ sana emir veriyor: Muhammed’e gideceksin. Ama düşük ve zelil bir halde, tevazu ile.

Ona gideceksin ve Âdemoğullarını nasıl kandırdığını anlatacaksın. Onları nasıl aldattığını söyleyeceksin bir bir ona.

Sonra o; sana ne sorarsa doğrusunu diyeceksin.

Sonra… Allah-ü Teâlâ buyurdu ki:

— Söylediklerine bir yalan katarsan, doğruyu söylemezsen… seni kül ederim; rüzgâr savurur… Düşmanların önünde, seni rüsvay ederim.

İşte… böyle; yâ Muhammed, o emir üzerine sana geldim.

Arzu ettiğini bana sor. Şâyet bana sorduklarına doğru cevap vermezsem; düşmanlarım benimle eğlenecek. Şu muhakkak ki, düşmanlarımın eğlencesi olmaktan daha zor bir şey yoktur.

 

 

***

 

Bundan sonra, Rasûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle sordu:

— “Mâdem ki, sözlerinde doğru olacaksın. O halde bana anlat: Halk arasında en çok sevmediğin kimdir?”

Şeytan şu cevabı verdi:

— Sensin, yâ Muhammed… Allah’ın yarattıkları arasında senden daha çok sevmediğim kimse yoktur.

Sonra, senin gibi kim olabilir ki?

Rasûlullah (S.A.V.) Efendimiz sordu:

— “Benden sonra, en çok kimlere buğuzlusun ve sevmezsin?”

Şeytan anlattı:

— Müttaki bir gence ki… varlığını Allah yoluna vermiştir.

Bundan sonra, suâl cevap aşağıdaki şekilde devam etti. Rasûlulah (S.A.V.) Efendimiz sordu; şeytan anlattı.

— “Sonra kimi sevmezsin?”

— Kendisini sabırlı bildiğim, şüpheli işlerden sakınan âlimi…

— “Sonra?…”

— Temizlik işinde… yıkandığı yerleri üç defa yıkamaya devam eden kimseyi.

— “Sonra?…”

— Sabırlı olan bir fakiri ki; ihtiyacını hiç kimseye anlatmaz. Halinden şikâyet etmez.

— “Peki, bu fakirin sabırlı olduğunu nereden bilirsin?…”

— Yâ Muhammed, ihtiyacını kendi gibi birine açmaz. Her kim ihtiyacını kendi gibi birine üç gün üst üste anlatırsa, Allah onu sabredenlerden yazmaz. Sabırlı kimselerin işi buna benzemez.

Hasılı, onun sabrını; halinden, tavrından ve şikâyet etmeyişinden anlarım.

— “Sonra kim?…”

— Şükreden zengin.

— “Peki, ama o zengin şükreden olduğunu nasıl anlarsın?…”

— Onu görürsem ki, aldığını helâl yoldan alıyor ve mahalline harcıyor. Bilirim ki. O şükreden bir zengindir.

 

 

***

 

Rasûlullah (S.A.V.) Efendimiz bu defa mevzuu değiştirdi ve ona başka bir suâl sordu:

— “Peki, ümmetim namaza kalkınca, senin halin nice olur?…”

— Yâ Muhammed, beni bir sıtma tutar. Titrerim.

— “Neden böyle olursun; yâ laîn?…”

— Çünkü bir kul, Allah için secde edince bir derece yükselir.

— “Peki, yâ oruç tuttukları zaman nasıl olursun?…”

— O zaman da bağlanırım. Tâ, onlar iftar edinceye kadar.

— “Peki, ya hac yaptıkları zaman nasıl olursun?”

— O zaman da, çıldırırım.

— “Peki, yâ Kur’an okudukları zaman nasıl olursun?…”

—  O zamanda, eririm. Tıpkı ateşte eriyen bir kurşun gibi eririm.

— “Peki, ya sadaka verdikleri zaman halin nasıldır?…”

—  Ha, işte… O zaman halim pek yaman olur. Sanki sadaka veren, bir testere alır eline ve beni ikiye böler.

Rasûlullah (S.A.V.) Efendimiz sebebini sordu:

— “Neden öyle testere ile ikiye biçilirsin, yâ Ebâmürre?…”

Bunun üzerine İblis:

— Onu da anlatayım…

Dedikten sonra anlatmaya başladı:

— Çünkü sadakada dört güzellik vardır. Şöyle ki:

1- Allah-ü Teâlâ, sadaka verenin malına bereket ihsan eyler.

2- O, sadaka veren kimseyi halkına sevdirir.

3- Allah-ü Teâlâ, onun verdiği sadakayı, cehennemle arasında bir perde yapar.

4- Allah-ü Teâlâ, belâyı, sıkıntıyı ve ahları ondan defeder.

 

***

 

Bundan sonra, Rasûlullah (S.A.V.) Efendimiz ashabı hakkında ona bazı sorular sordu:

— “Ebûbekir için ne dersin?…”

İblis buna şu cevabı verdi:

— O bana, cahiliyet devrinde bile itaat etmedi… İslâm’a girdikten sonra nasıl bana itaat eder?

— “Peki, Ömer b. Hattab için ne dersin?…”

İblis buna da şu cevabı verdi:

— Allah’a yemin ederim ki; her gördüğüm yerde ondan kaçtım.

— “Peki, Osman b. Affan için ne dersin?…”

— Ondan utanırım… hem de çok… nasıl ki, Rahman’ın melekleri de ondan utanırlar…

— “Peki, Ali b. Ebûtalib için ne dersin?…”

İblis onun için de şöyle dedi:

— Ah, onun elinden bir kurtulsam. O, kendi başına kalsa; ben de kendi başıma kalsam… O, beni bıraksa… ben de onu bıraksam… ben onu bırakırım; ama o beni bırakmaz.

Rasûlullah (S.A.V.) Efendimiz, yukarıdaki soruları sorduktan ve şeytanın verdiği cevaplar da kısmen bittikten sonra, şöyle buyurdu:

— “Ümmetime saadet ihsan eden; seni de tâ, belli bir vakte kadar şekil kılan Allah’a hamd olsun.”

Rasûlullah (S.A.V.) Efendimiz o cümlesini duyan laîn iblis şöyle dedi:

— Heyhat, heyhat… Ümmetin saadeti nerede? Ben, o belli vakte kadar diri kaldıkça, sen ümmetin için nasıl ferah duyarsın?…

Ben, onların kan mecralarına girerim. Etlerine karışırım. Ama onlar, benim bu halimi göremez ve bilemezler.

Beni yaratan ve bâs gününe kadar bana mühlet veren Allah’a yemin ederim ki: Onların tümünü azdırırım. Cahillerini ve âlimlerini… Ümmîlerini ve okumuşlarını… Fâcirlerini ve âbidlerini… Hasılı, bunların hiçbiri elimden kurtulamaz.

Fakat… Allah’ın hâlis kullarını… Evet, bunları azdıramam.

Bunun üzerine Rasûlullah (S.A.V.) Efendimiz sordu:

— “Sana göre ihlâs sahibi olan muhlis kullar kimlerdir?…”

Bu suâle İblis şu cevabı verdi:

— Bilmez misin? Yâ Muhammed, bir kimse ki, dirhemini ve dinarını sever… O Allah için bir ihlâsa sahip değildir.

Bir kimseyi görürsem ki; dirhemini ve dinarını sevmez; övülmekten, medhedilmekten hoşlanmaz… bilirim ki o: İhlâs sahibidir… Hemen onu bırakır kaçarım.

Bir kul, malı ve övülmeyi sevdiği süre, kalbi de dünya arzularına bağlı kaldığı müddet, o size vasfını yaptığım kimseler arasında bana en çok itaat edendir.

Bilmez misin ki; mal sevgisi, büyük günahların en büyüğüdür.

Bilmez misin ki; yâ Muhammed, baş olma sevgisi yine büyük günahların en büyükleri arasındadır.

İblis, anlatmaya devam etti:

— Yâ Muhammed, bilmez misin?… Benim yetmişbin tane çocuğum var. Bunların herbirini bir başka yere tayin etmişimdir.

Sonra… O her çocuğumla birlikte yine yetmişbin tane şeytan vardır.

Onların bir kısmını ulemaya gönderdim.

Bir kısmını gençlere yolladım.

Bir kısmını da, meşâyihe saldım.

Bir kısmını da, ihtiyar kadınlara musallat ettim.

Gençlere gelince; aramızda hiçbir anlaşmazlık yoktur. Onlarla gayet iyi geçiniriz.

Çocuklara gelince… Onlarla da, bizimkiler istedikleri gibi birlikte oynarlar.

Bizimkilerin bir kısmını da, âbidlerin başına dert ettim. Bir kısmını da zahidlerin.

Onlar, bunların yanına girer; halden hale sokarlar. Bir tepeden öbürüne… hep dolaştırıp dururlar. Öyle bir hal alırlar ki; başlarlar, sebeplerden herhangi birine sövmeye…

İşte… böylece, onlardan ihlâsı alırım… Onlar, bu halleri ile, yaptıkları ibadeti, ihlâssız yaparlar gayrı… Ama, bu hallerinin farkında olamazlar.

İblis, bundan sonra, aldattığı bir rahibin hikâyesini anlatmaya geçti. Ve şöyle dedi:

— Bilmez misin; yâ Muhammed, Rahip Barsisa; tam yetmiş yıl ihlâs ile Allah’a ibadet etti.

Bu ibadetleri sonunda, ona öyle bir hal ihsan edilmişti ki: Her dua ettiği hasta, duası bereketi ile şifaya kavuşuyordu.

Onun peşine takıldım; hiç bırakmadım… Zina etti. Katil oldu. Sonunda da küfre girdi.

Bu o kimsedir ki; Allah-ü Teâlâ aziz kitabında, ona şöyle anlatır:

— “… Şeytanın hali gibidir ki; o insana:

— Kâfir ol…

Dedi… Vaktaki o kâfir oldu; bu defa ona şöyle dedi:

— Ben, senden uzağım… Ben, âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.” (Haşr Sûresi, Âyet: 16.)

 

***

 

İblis, bundan sonra, bazı kötü huylar üzerinde durdu. Ve onların herbirinden nasıl istifade ettiğini anlattı…

 

YALAN

 

— Bilmez misin yâ Muhammed, yalan bendendir ve ilk yalan söyleyen de benim.

Her kim yalan söylerse… o benim dostumdur.

Her kim yalan yere yemin ederse… o da benim sevgilimdir.

Bilmez misin yâ Muhammed, ben Âdem’e ve Havva’ya yalan yere Allah adına and içtim.

— “Muhakkak, ben size nasihat ediyorum.” (A’raf Sûresi, Âyet: 16.)

Dedim… Bunu yaparım; çünkü yalan yere yemin gönlümün eğlencesidir.

 

 

GIYBET-KOĞUCULUK

 

Gıybet ve kovuculuğa gelince… Onlar da, benim meyvelerim ve şenliğimdir.

 

 

NİKÂH ÜZERİNE YEMİN ETMEK

 

— Her kim, talâk üzerine yemin ederse… günahkâr olacağından endişe edilir. İsterse bir defa olsun. İsterse doğru bir şey üzerine olsun.

Her kim, talâkı ağzına alırsa… tâ, hakikat belli oluncaya kadar karısı ona haram olur. Onlar bu halleri ile, kıyamete kadar meydana getirecekleri çocuklar, hep zina çocuğu olur.

Ağza alınan o talâk kelimesi yüzünden, hepsi cehenneme girer.

 

 

NAMAZ

 

— Yâ Muhammed, namazı, an-bean te’hir edene gelince… onu da anlatayım.

O, her ne zaman ki, namaza kalkmak ister; tutarım. Ona vesvese veririm.

Derim ki:

— Henüz vakit var. Sen de meşgulsün. Hele şimdilik işine bak. Sonra kılarsın.

Böylece o, vaktinin dışında namazını kılar… Ve bu sebepten onun kıldığı namaz yüzüne atılır.

Şâyet o kimse, beni mağlûp ederse… Ona insan şeytanlarından birini yollarım. Böylece onu vaktinde namaz kılmaktan alıkoyar.

O, bunda da, beni mağlûp ederse… Bu sefer onun hesabını namazında görmeye bakarım. O namazın içinde iken:

— Sağa bak… sola bak…

Derim… O da, bakar… O ki böyle yaptı… yüzünü okşar alnından öperim. Bundan sonra ona:

— Sen, ebedî yaramaz bir iş yaptın.

Derim ve böylece onun huzurunu bozarım.

Sen de bilirsin ki yâ Muhammed, her kim namazda, sağa ve sola çokça bakarsa, Allah onun namazını kabul etmez. Yüzüne atar.

Bunda da ona mağlûp olursam. Yalnız başına namaz kıldığı zaman yanına giderim. Ve ona: Çabuk çabuk kılmasını emrederim. O da, başlar; namazını çabuk çabuk kılmaya. Tıpkı horozun, gagası ile, yerden bir şeyler topladığı gibi…

Bu işi, ona yaptırmakta da, başarı kazanamazsam; bu sefer cemaatle namaz kılarken onun yanına varırım.

Orada onun başına bir gem takarım… Başını imamdan evvel secdeden ve rükû’dan kaldırırım. İmamdan evvel de, secde ve rükû yaptırırım.

İşte… o böyle yaptığı için, kıyamet günü, Allah onun başını eşek başına çevirir.

O kimse, bunda da beni yenerse… Bu defa, ona namazda parmaklarını çıtlatmasını emrederim. Böylece o: Beni tesbih edenlerden olur. Ama bu işi ona namaz içinde yaptırmaya muvaffak olursam.

Bunda da, ona mağlûp olursam. Bu sefer ona tekrar giderim. Namaz içinde iken burnuna üflerim. Ben üfleyince, o esnemeye başlar.

Şâyet o, bu esneme esnasında elini ağzına kapamazsa… onun içine küçük bir şeytan girer, dünya hırsını ve dünyevî bağlarını çoğaltır.

İşte… bundan sonra o kimse, hep bize itaat eder. Sözümüzü dinler. Dediklerimizi yapar.

 

***

 

Şeytan bundan sonra, konuşmasına devam etti:

— Sen, ümmetin hangi saadetinden ferah duyarsın ki?…

Ben onlara, ne tuzaklar kurarım… ne tuzaklar.

Miskinlerine, çaresizlerine ve zavallılarına giderim. Namazı bırakmalarını emrederim. Ve onlara derim ki:

— Namaz size göre değil… O, Allah’ın âfiyet, ihsan ve bolluk verdiği kimseler içindir.

Sonra da hastalara giderim:

— Namaz kılmayı bırak.

Derim… Çünkü Allah-ü Teâlâ:

— “Hastalara zorluk yok…” (Nûr Sûresi, Âyet:61).

Buyurdu… İyi olduğun zaman çokça kılarsın. Ve böylece o, namazını bırakır. Hatta küfre de gidebilir.

Şâyet o, hastalığında namazını terkederek ölüp giderse… Allah’ın huzuruna çıkarken, Allah-ü Teâlâ’yı öfkeli bulur.

Sonra şöyle dedi:

— Yâ Muhammed, eğer bu sözlerime yalan kattımsa, beni akrep soksun…

Sonra… eğer yalan varsa… Allah’tan dile; beni kül eylesin.

 

 

***

 

İblis bundan sonra, konuşmalarına devam etti ve şöyle dedi:

— Yâ Muhammed, sen ümmetin için ferah mı duyuyorsun? Halbuki ben onların altıda birini dininden çıkardım.

 

***

 

Bundan sonra…  Rasûlullah (S.A.V.) Efendimiz ona, yani İblis’e aşağıdaki şekilde kısa kısa bazı sorular sordu. O da bunlara cevap verdi:

— “Yâ laîn, senin oturma arkadaşın kim?”

— Fâiz yiyen.

— “Dostun kim?”

— Zina eden.

— “Yatak arkadaşın kim?”

— Sarhoş.

— “Misafirin kim?”

—  Hırsız.

— “Elçin kim?”

— Sihirbazlar.

— “Gözün nûru nedir?”

— Karı boşamak.

— “Sevgilin kim?”

— Cuma namazını bırakanlar.

 

***

 

Rasûlullah (S.A.V.)  Efendimiz bu defa başka bir mevzua geçti ve şöyle sordu:

— “Yâ laîn, senin kalbini ne kırar?”

— Allah yolunda cihada koşan atların kişnemesi…

— “Peki, senin cismini ne eritir?”

— Tevbe edenlerin tevbesi.

— “Peki, ciğerini ne parçalar, ne çürütür?”

— Gece ve gündüz, Allah’a yapılan bol bol istiğfar.

— “Peki, yüzünü ne buruşturur?”

— Gizli sadaka.

— “Peki, gözlerini kör eden nedir?”

— Gece namazı.

— “Peki, başını eğdiren nedir?”

— Çokça kılınan cemaatle namaz.

 

***

 

Rasûlullah (S.A.V.)  Efendimiz tekrar bir başka mevzua geçti ve şöyle sordu:

— “Sana göre insanların en saadetlisi kimdir?”

— Namazlarını bilerek kasden bırakanlar.

— “Peki, sana göre insanların en şakîsi kim?”

— Cimriler.

— “Peki, seni işinden ne alıkoyar?”

— Ulema meclisleri.

— “Peki, yemeğini nasıl yersin?”

— Sol elimle ve parmaklarımın ucu ile.

— “Peki, sam yeli estiği zaman ve ortalığı sıcaklık bastığı zaman çocuklarını nerede gölgelendirirsin?”

— İnsanların tırnakları arasında.

 

***

 

Rasûlullah (S.A.V.)  Efendimiz bundan sonra, bir başka mevzuu sordu. İblis de cevap verdi:

— “Rabbından neler taleb ettin?”

— On şey taleb ettim.

— “Nedir onlar, ya laîn?”

— Şunlardır:

1- Allah’tan diledim ki, beni Âdemoğullarının malına ve evlâdına ortak ede… Bu, ortaklık talebimi yerine getirdi. Ki bu:

— “Onlara ortak ol… Mallarına ve çocuklarına. Onlara vaad et. Halbuki şeytan onlara en çok gurur vaad eder…” (İsrâ Sûresi, Âyet: 61-65.)

Âyet-i Celilesi ile sabittir.

Her besmelesiz kesilen hayvan etinden yerim fâiz ve haram karışan yemekten de yerim.

Şeytandan Allah’a sığınılmayan malın da ortağıyım.

Cinsî münasebet anında; Allah’a şeytandan sığınmayan kimse ile birlikte hanımı ile birleşirim.

… Ve o birleşmeden hasıl olan çocuk, bize itaat eder. Sözümüzü dinler.

Her kim hayvana binerken, helâl yola gitmeyi değil de, aksini isteyerek binerse, bende onunla beraber binerim. Yol arkadaşı ve binek arkadaşı olurum.

Bu da Âyet-i Kerime ile sabittir. Allah-ü Teâlâ bana şu emri verdi:

— “Onlar üzerine süvarilerinle, piyadelerinle yaygara çıkart…” (İsrâ Sûresi, Âyet:64).

2- Allah-ü Teâlâ’dan diledim ki: Bana bir ev vere… Bu dilediğim üzerine hamamları bana ev olarak verdi.

3- Diledim ki; bana bir mescid vere. Pazar yerlerini bana birer mescid yaptı.

4- Benim için bir okuma kitabı vermesini istedim. Şiirleri bana okuma kitabı yaptı.

5- İstedim ki; benim için bir ezan vere. Mezmurları verdi.

6- Diledim ki; bana bir yatak arkadaşı vere… Sarhoşları verdi.

7- Diledim ki; bana yardımcılar vere… Bunun için de kaderiye mensupları verdi.

8- İstedim ki; bana kardeşler vere. Mallarını boş yere israf edenleri verdi. Bir de mâsiyet yoluna para harcayanları.

Bunlar da şu Âyet-i Kerime ile sabittir:

— “O kimseler ki; mallarını boş yere harcarlar… Onlar şeytanın kardeşleri olmuşlardır…” (İsrâ Sûresi, Âyet:27).

Bir ara Rasûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:

— “Eğer söylediklerini, Allah’ın kitabındaki âyetlerle isbat etmeseydin. Seni tasdik etmezdim.”

Bundan sonra İblis devam etti:

9- Yâ Muhammed, Allah’tan diledim ki, Âdemoğullarını ben göreyim; ama onlar beni göremeyeler. Bu dileğimi de yerine getirdi.

10- Diledim ki; Âdemoğullarının kan mecralarını bana yol yapa… Bu da oldu.

Böylece ben, onlar arasında akıp giderim… gezerim… hem nasıl istersem…

Bütün bu isteklerimi verdi.

— Hepsi sana verildi.

Buyurdu… Ve ben bu hallerimle iftihar ederim.

Sonra… Şunu da ekleyeyim ki; benimle beraber olanlar, seninle beraber olanlardan daha çoktur.

İşte… böylece kıyamete kadar, Âdemoğullarının ekserisi benimle beraber olurlar…

 

***

 

Bundan sonra İblis şöyle anlattı:

— Benim bir oğlum vardır… Adı “ATEME”dir. Bir kul, yatsı namazını kılmadan uyursa… gider; onun kulağına bevleder…

Eğer böyle olmasaydı; imkân yok, insanlar, namazlarını eda etmeden uyuyamazlardı.

Benim bir oğlum daha vardır ki, onun adı da: “MÜTEKAZİ”dir… Bunun vazifesi de; yapılan gizli amelleri yaymaya çalışmaktır.

Meselâ: Bir kul, gizli bir taat işlerse… ve bu yaptığını da gizlemeye çalışırsa… MÜTEKAZİ onu dürter… En sonunda o gizli amelin yayılmasına ve açığa çıkarmaya muvaffak olur.

Böylece: Allah-ü Teâlâ o amel sahibinin yüz sevabının doksan dokuzunu imha eder… biri kalır.

Çünkü, bir kulun yaptığı gizli bir amel için tam yüz sevap verilir.

Sonra… benim bir oğlum daha vardır ki; onun adı da “KÜHAYL”dır.

Bunun işi de insanların gözlerini sürmelemektir. Bilhassa, ulema meclisinde ve hatip hutbe okurken.

Bu sürme onların gözüne çekildi mi uyuklamaya başlarlar. Ulemânın sözlerini işitemezler. Böylece, hiç sevap alamazlar.

 

***

 

Bundan sonra İblis şöyle anlattı:

— Hangi kadın olursa olsun… Onun kalktığı yere şeytan oturur.

Sonra… her kadının kucağında mutlaka bir şeytan durur… Ve onu, bakanlara güzel gösterir.

Sonra o kadına bazı emirler verir. Meselâ:

—  Elini kolunu dışarı çıkar; göster.

Der… O da, bu emri tutar.. Elini, kolunu açar, gösterir. Bundan sonra, o kadının haya perdesini tırnakları ile yırtar.

 

***

 

İblis, bundan sonra; Rasûlullah (S.A.V.)  Efendimize kendi durumunu anlatmaya başladı:

— Yâ Muhammed, bir kimseyi delâlete sürüklemek için elimde bir imkan yoktur.

Ben, ancak vesvese veririm ve bir şeyi güzel gösteririm… o kadar.

Eğer delâlete sürüklemek elimde olsaydı; yer yüzünde:

— Allah’tan başka ilah yoktur ve Muhammed, Allah’ın Rasûlüdür.

Diyen herkesi, oruç tutanı ve namaz kılanı hiç bırakmazdım. Hepsini delâlete düşürürdüm.

Nasıl ki, senin elinde de, hidayet nevinden bir şey yoktur. Sen ancak Allah’ın Rasûlüsün. Ve tebliğe memursun.

Şâyet hidayet elinde olsaydı; yeryüzünde tek kâfir bırakmazdın.

Sen, Allah’ın halkı üzerinde bir hüccetsin… ben de, kendisi için ezelde şekâvet yazılan kimselere bir sebebim.

Sâid olan kimse, tâ, ana karnında iken sâiddir. Şâki olan da, yine ana karnında iken şakidir.

Saadet ehli kılan Allah… Şekâvet ehli kılan da Allah.

 

***

 

Bundan sonra… Rasûlullah (S.A.V.)  Efendimiz şu iki âyet-i kerimeyi okudu:

— “Bunlar, tâ, sonuna kadar böyle değişik şekilde devam edecek… Ancak Rabbın esirgedikleri hariç…” (Hûd Sûresi, Âyet:118-119).

 

— “Allah’ın emri behemehal yerini bulan bir kaderdir…” (Ahzab Sûresi, Âyet:38).

 

***

 

Bundan sonra, Rasûlullah (S.A.V.)  Efendimiz, İblis’e şöyle buyurdu:

— “Yâ Ebâmürre, acaba senin bir tevbe etmen de Allah’a dönmen mümkün değil mi? Cennete girmene kefil olurum… Söz veririm…”

Bunun üzerine İblis şöyle dedi:

— Yâ Rasûlullah, iş verilen hükme göre oldu… Kararı yazan kalem de kurudu… Kıyamete kadar olacak işler olacaktır.

Seni peygamberlerin efendisi kılan, cennet ehlinin hatibi eyleyen ve seni halkı içinden seçen ve halkı arasında bir gözde yapan, beni de şâkilerin efendisi kılan ve cehennem ehlinin hatibi eyleyen Allah’tır. Ve o, bütün noksan sıfatlardan münezzehtir.

Ve İblis, cümlelerini şöyle tamamladı:

— İşte… bu söylediklerim, sana son sözümdür… ve bütün söylediklerimi de doğru söyledim.

 

***

 

Evvel, âhir, zahir, bâtın, âlemlerin Rabbı olan Allah’a hamd olsun.

Efendimiz Muhammed Nebiye Allah salât eylesin… Keza onun âline de… ashabına da… Âmin!

Bütün peygamberlere selâm… Âlemlerin Rabbı olan Allah’a da, -tekrar- hamd olsun…

 

***

Dere Kur'an Kursu Personeli

İletişim Bilgileri

Yetkili Kişi
Şahin Balaban - Kurs ve Yurt Yöneticisi
Adres
Dere Aşıklar Mh. Tepehan Sk. No:17/A Meram/Konya
Telefon Kurs:0332 3285018 - Gsm:05362295333 Fax 0332 3285410 E-mail sahinbalaban@hotmail.com

Ulaşım Bilgileri

Ziyaretçi Sayacı