ÖLÜM NEDİR? ÖLÜMÜN İÇ YÜZÜ

ölüm

“ÖLÜM” NEDİR ?

 ÖLÜMÜN İÇYÜZÜ

————————————————————————

Ne yazık ki günümüzde “Ölüm” olayı gerçeğine uygun bir biçimde bilinmemekte, genelde ölümün bir «son» olduğu zannedilmektedir!..

Oysa, «Ölüm, bir son» olmayıp; madde âlemden, madde ötesi âleme geçişten başka bir şey değildir!..

İnsan, ölüm denen olayla, madde bedeni terkederek, «Ruh» denilen «Halogramik Mikrodalga» yapılı bedeniyle ya mezarda, ya da mezar dışında yaşamına devam eder!

Yani ölüm , Madde bedenle yaşamın sona erip, ruh bedenle devam etmesidir.

İslâm Dininin esaslarını bildiren Kur’an-ı Kerim, ölüm olayına şöyle açıklama getirir:

«Her nefs ölümü tadacaktır!..»

Ölüm denen olay, biyolojik madde bedenin terkedilerek, ruh bedenle mikrodalga alem yaşamına geçilmesidir…

Beynin durmasıyla birlikte, vücuda yayılan bioelektrik enerji kesildiği için; beden, ruhu kendisine bağlı tutan elektromağnetizmasını yitirir ve böylece, ruh, bedende bağımsız yaşam biçimine geçer. İşte bu olay ölüm kelimesiyle anlatılır.

Yaşam boyunca kişinin beyninden geçen tüm faaliyetler, ses ve görüntü dalgalarıyla yüklenmiş televizyon dalgaları gibi, ruh’a, yani halogramik mikrodalga bedene yüklenmiş olduğu için, kendisinde hiç bir değişiklik hissetmeden, ruh boyutunda yaşama geçiliverir… Ve kişi, ruh olarak, aynen bedende olduğu gibi yaşamına devam eder!..

Ancak bir farkla… O bedende, tamamıyla canlı ve şuurlu olmasına karşın, madde bedenini kullanamaz!. Sanki bitkisel hayata girmiş, canlı, şuurlu bir kişi gibi!..Dışarıda olup- biten herşeyi görür, duyar, algılar fakat kendisinden dışarıdakilere hiç bir mesaj ulaştıramaz!.

Nitekim büyük İslâm Alimi Erzurumlu İbrahim Hakkı, «Marifetnâme» isimli eserinde, Hazret-i Muhammed’in ağzından ölüm olayını şöyle nakleder:«Meyyit (Ölümü tatmış kişi), bedenini kimin yıkadığını, kimin kefenlediğini, namazını kimlerin kıldığını, ardından kimlerin geldiğini, lahde kimlerin indirdiğini ve kimlerin telkin verdiğini bilir.»

* * *

«Meyyitin yanında haykırıp, saçınızı başınızı yolmayın, ona eziyet edersiniz» hükmü de gene meyyitin sizi görüp halinizden üzüntü duymasından ileri gelir.

Ölüm denen madde bedeni kullanamama halini tatmış kişinin mezarda «Ruh olarak» diri, aklı şuuru yerinde ve dışarıdan gelen hitapları algılar bir halde olduğunu bize en iyi idrak ettirecek olan Buhari isimli hadis kitabında mevcut olan şu Hadis-i Resûlullah’a dikkat edelim:

«Talha radıyallahu anh şöyle anlatmıştır:

Bedir savaşı günü Nebi (s.a.v.) Kureyş eşrâfından 24 kişinin cesetlerinin bir araya kaldırılmasını emretti de bunlar Bedr kuyularından pis bir kuyuya atıldılar. Bu suretle pis kuyu yeni pislikleri toplamış oldu.

Rasûlullah düşman bir kavme galip gelince onun açık sahasında üç gün konaklamak âdeti idi.

Bedr savaşının üçüncü günü olunca da Rasûlullah devesinin getirilmesini emretti. Yol ağırlığı deveye yüklenip bağlandı.

Sonra Rasûlullah yürüdü. Ashab da peşinden yürüdüler…

Bu arada birbirlerine, herhalde Rasûlullah bir hacet için gidiyor, diye konuştular. Nihayet, Rasûlullah Efendimiz maktûllerin atıldığı kuyunun bir tarafında durdu ve onlara kendi ve babalarının adlarıyla seslendi:

– Ya filân ibn-i filân, Ya Ebâ Cehil İbn-i Hişam, Ya Utbe İbn-i Rebîâ… Siz Allah’a ve Rasûlüne inanıp itaat etseydiniz şimdi sevinir miydiniz?.. Ey maktûller!.. Biz, Rabb’imizin vaad etmiş olduğu zaferi gerçekten bulduk. Siz de Rabbinizin va’d ettiği zaferi gerçek üzere buldunuz mu?..Bu hitap üzere Ömer r.a. sordu:

– Ya Rasûlullah… Hayatı olmayan cesetlere ne diye konuşursun?.

Rasûlullah aleyhisselâm şöyle cevap verdi:

– Muhammed’in nefsi elinde olana yemin ederim ki, söylediklerimi siz onlardan daha iyi işitmezsiniz!..»

Görüldüğü gibi, Buharî’de nakledilen bu olayda, Hz. Resulullah aleyhisselâm büyük bir yanlış anlamayı tashih etmekte…

«İnsanlar, mezara ölmüş olarak konur ve sonra da onlar kıyâmette dirilirler» şeklindeki gerçek dışı inanışı, bundan daha iyi düzeltecek bir hadis olamaz.

İnsanlar, aynen şu andaki kadar aklı şuuru yerinde olarak mezarlara konurlar ve dışarıdan kendilerine yapılan hitapları dışardaymışcasına rahatça işitirler. Üçüncü halife Osman bin Affan r.a. bir mezar başında durduğu zaman, sakalını ıslatıncaya kadar ağlardı. Bu sebeple kendisine;

– Sen cenneti ve cehennemi anıyorsun, ağlamıyorsun da; bundan, yani kâbir korkusundan dolayı ağlıyorsun, denildi…

Osman cevap verdi:- Resûlullah’dan duydum ki…:

«Muhakkak mezar, âhıret konaklarının ilkidir!.. Eğer kişi ondan kurtulursa, ondan sonrakilerden de kolay kurtulur. Şayet kişi ondan kurtulamazsa, ondan sonrakiler ondan şiddetli olur!..»

Sonra Osman r.a. cöyle devam etti:

– Resûlullah şöyle buyurdu:

«Mezar kadar korkunç hiç bir fecî manzara görmedim!!..» İslâmın en önde gelen şehîtlerinden olup, Hz. Resûlullah (s.a.v.) tarafından cesedi toprağa verilen Sa’d bin Muâz’ın kabri başında ise Peygamberimiz şöyle buyuruyordu:

– Şu seçkin kul ki, arş O’nun için titremiş, gök kapıları açılmış ve binlerce melek yeryüzüne inmiştir. O bile mezarında öylesine sıkıldı ki, az kaldı kemikleri çatırdayacaktı!.. Eğer kâbir azabından ve ölüm sonrası sıkıntılarından kurtuluş olsaydı, bu önce Sa’d’e nasip olurdu!.. O, ulaştığı mertebe itibariyle bu sıkıntılardan hemen çıkartıldı; hepsi o kadar!..»

Şimdi düşünelim… Kişi, mezârda «Diri» yani «Şuuru yerinde» olarak mevcut olmasa, böyle bir azap söz konusu olur mu hiç?..Soruluyor Hz. Peygambere…

“- Ya Rasûlullah, müminlerin hangisi daha akıllı, şuurludur?..

– Ölümle başına geleceği en çok hatırlayan ve ölüm ötesi hayatı için en güzel şekilde hazırlananı… İşte onlar en akıllı- şuurlu olandır…”

Gene bir başka ifadesinde şöyle buyuruyor:

“- En şuurlu, ileri görüşlü insan odur ki, nefsini ilâhî hükümlere tâbi kılar Ölümden sonra yararını göreceği fiîlleri yapar… Aciz de nefsinin arzularına tâbi olur, sonra da bir şeyler umar, Allah’dan!..”

Gene Resulullah’ın ashabından İbn-i Mes’ud, kâbirde görülen azap hakkında :

– Mutlaka günahkâr olanlar, kâbirlerinde azab olunurlar. Hatta hayvanlar onların seslerini işitir… dediğini Resûlullah (s.a.v.)’den işittim.

Ebu Said el Hudrî anlatıyor:

Resûlullah (s.a.v.) buyurdu:

“- İnkârcıya mezarında kendisini kıyamet gününe kadar sokup ısıran 99 ejderha musallat edilir. Eğer bunlardan bir tanesi yeryüzüne üflemiş olsa, hiç bir yeşil ot yeşermez!..”

İbn-i Ömer radıyallahu anh anlatıyor… Resûlullah buyurdu:”- Sizden birisi ölünce, cennetlik olsun, cehennemlik olsun akşam sabah kendisine makamı gösterilir. Burası yerindir. Kıyâmetteki ba’sıne kadar buradasın.”

Burada bir de şu hususa dikkat çekelim. Amentü’de okunan şu cümleye bir bakın…

«Vel ba’sü ba’del M E V T»…

Dikkat ediniz!..

«Vel ba’sü ba’del KIYAMET» denmiyor!..

Yani, «bâ’s» kelimesiyle anlatılan olay, kıyamet’ten sonraki değil, ölümü tattıktan  sonrakidir!..

Dünyada, bildiğimiz madde bedenle ve bu arada bu madde beynin ürettiği ruh bedenle yaşarız.

Nitekim büyük İslam alimi ve mutasavvıfı İmam Gazâli, “Esma’ül Hüsna Şerhi” isimli eserinde ” El BAİS” ismini açıklarken bakın ne diyor:

“İnsanlardan birçokları bu hususta yanlış vehimlere kapılırlar… Bunu da çeşitli şekillerde izaha çalışırlar, derler ki; Ölüm yokluktur.

 Ba’s yok olduktan sonra yeniden dirilmektir, aynen birinci dirilme ve canlandırma gibi…

Bir kere onların Ölümün yokluk olduğunu zan etmeleri yanlıştır!. İkinci diriltmenin de birinci gibi olduğunu sanmaları dahi yanlıştır.

Ölümün yokluk olduğunu sanmak batıldır!.. Çünkü, kabir, ya ateş çukurlarından bir çukurdur, ya da cennet bahçelerinden bir bahçe…

İşin içyüzüne vakıf olan Erbab-ı Basiret, insan varlığının ebediyet için halk olduğunu bilir ve anlar… ona yokluk arız olmaz…

Evet, bazen cesetle ilgisi kesilir de kendisi hakkında öldü derler… Bazen cesede iade edilir de hakkında diriltildi derler…

Dirilmenin. ilk yaratılış gibi ikinci bir yaratılış olduğunu sananlar da bu zanlarında yanılmışlardır!.. Çünkü diriltmek ilk canlandırılışlarına uymayan yepyeni bir yaratma fiilinden ibarettir…

Aslında insanoğlunun bir çok dirilmesi vardır; onun dirilmesi iki defadan ibaret değildir…”

* * *

Ölümü tadınca, madde beden çözülür ve ruh bedenle ba’s olmuş olarak kâbirde kıyâmete kadar yaşamımız devam eder.

Sonra «Kıyâmet» denen, dünyanın Güneş ısısında bozunumu devresinde, bugünkü karakteristiği istikâmetinde yeniden bâ’s olur!..

Ve nihayet, son defa bu bedenler de gittiği ortama göre yeniden bir bâ’s ile oluşurlar…

Kâbirde, şu andaki mevcut aklımızla, algılama- değerlendirme mekanizmamızla mı olacağız?..

Bu konuda Abdullah bin Ömer anlatıyor…

Hz. Ömer Münker ve Nekir adlı iki meleğin kâbirde gelip sual sorması hususunu Hz. Peygamber ile konuşurken sordu:

– (Kabirde) aklımız başımızda olacak mı Ya Rasûlullah?..

– Evet!.. Aynen bugünkü gibi!..”

Evet, Ölümü tatmış, aklı şuuru yerinde, fakat bedeni kullanım dışı kalmış diri kişi mezara konulunca ne olur.

Bunu da Enes Radıyallahu anh’ın ağzından dinleyelim:

Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

-Kul kabre konulduğunda, kabirden uzaklaşanların ayak seslerini işitir… Onlar uzaklaşırken iki melek gelir ve onu oturtup şöyle sorarlar:

– Muhammed denen adam hakkında ne dersin?..

Eğer mü’minse…

– Şahadet ederim Muhammed Allah’ın kulu ve resûlüdür… Bunun üzerine.

– Şu cehennemdeki yerine bak!.. Allah onu cennettekine tebdil etti… O artık hem cehennemdeki yerini, hem de cennette gideceği yeri görür…

İnkârcı veya gösterişte müslüman ise şöyle der:- Bu konuda kesin bir düşüncem yok. İnsanların konuştuklarından başka!..

Ve ona şöyle denilir:

– Onu tanıyamadın ve bilemedin!..

Sonra ona öyle bir tokmakla vurulur ki, feryadını insanlar ve cinler dışındaki her şey işitir!..”Nihayet şu hadîs ile konuya son verelim…

«- Ölümü tatmış kişi, yakınlarının ağlaması sebebiyle azap görür.» Bu konuda daha pek çok hadis-i Resûlullah vardır, ilgili hadis kitaplarında okunabilir.

Netice şudur ki:

KİŞİ ÖLMEZ, ÖLÜMÜ TADAR!.. Ölümü tatmak, denilen olay, kişinin madde bedenin kumandasını yitirip, «ruh» adı verilen halogramik mikrodalga bedenle yaşamına kaldığı yerden devam etmesidir.

Bu hâl dolayısıyla, kabre konan her kişinin şuûru yerindedir.

Kıyâmete kadar da şuurlu olarak yaşamına devam eder. Kıyâmette de o günün şartlarına göre , yeni bedene kavuşur.

* * *

Ölüm tadıldıktan sonra neler olup bitiyor?…

Şimdi de kısaca bunu anlatalım…

Ölüm tadıldığı  anda kişi bir süre çevresindeki dünyayı algılamağa devam eder… Çevresinde olup bitenleri, yapılan konuşmaları, üzüntü ve feryatları aynen biyolojik bedenle yaşıyormuşçasına algılar…

Bu devrede adeta bitkisel hayattaki bir insan gibidir… Dışarıda tüm olup bitenleri algılıyor, fakat dışarıya hiç bir mesaj veremiyor…

İşte bu anda sıra cenazenin yıkanmasına gelir…

Cenaze niçin yıkanıyor?…

Cenazenin yıkanmasının bilebildiğimiz kadarıyla hikmeti, henüz hücresel canlılığı devam eden biyolojik bedenin sudan ozmos yoluyla biyoelektriksel takviye almasıdır… Böylece kişi, kısa bir süre daha beden aracılığıyla yaşamış olduğu dünya ile iletişimini tek yanlı da olsa sürdürebilecektir.

Ölümün tadıldığı andan itibaren başlayıp, mahşere kadar devam edecek olan yaşam boyutuna BERZAH alemi denilir…

Ölümle başlayan hayat üçe ayrılır;

A- KABİR YAŞAMI…

B- KABİR ALEMİ YAŞAMI…

C- BERZAH ALEMİ YAŞAMI…

A- KABİR YAŞAMI: Bu devre kişinin ölümü tadıp, ruh yani halogramik mikrodalga bedenle ba’s olmasından sonra başlayıp, kabir içinde maddeyi algılar biçimde yaşamı devam ettikçe sürer…

Gerek kabre konmadan ve gerekse kabre konduktan sonra çevresinde olup biten her şeyi bu süre içinde algılamaya devam eder…

Bu halin misali şu dünya yaşamımızdaki henüz uyumadan evvel yataktaki halimize benzer…

Yatağa yatan kişi nasıl henüz uyanıktır ve çevresinde olup bitenleri farketmektedir; yatağın sert veya yumuşaklığını hissetmektedir; işte aynı şekilde mezara konan kişi de ilk aşamada çevresinde ve mezar içinde olup biten her şeyi seyretmektedir…

Yatağa girmiş uyumaya hazırlanan kişi nasıl yarı uyur vaziyette hem dışarıda olup bitenleri farkeder hem de rüya türünden şeyleri görmeye başlarsa, kabirdeki kişi de aynı şekilde hem madde mezarın dışında ve içinde olanları algılamaktadır; hem de yavaş yavaş kendi kabir alemine girmeye hazırlanmaktadır…

İşte bu süreç içinde, İslam Dininde bahsedilen iki sorgu meleği gelir ve Rabbın kim, Nebin kim, Kitabın ne diye sorarlar…

DİKKAT!… Kabirde asla, kişiye, sen hangi mezheptensin ya da hangi tarikattansın diye sorulmaz!.. Burada, asla, kişinin mezhep veya tarikat imamından sözedilmez!..

Bunların kabirde sorulacağından sözedenler, dini bilmeyenlerdir…. Ne Kur’an’da ne de Peygamberimizin hadislerinde, mezhep ya da tarikatın ne, diye sual sorulacağına dair hüküm vardır!.

Mezhepler ve Tarikatlar Hz. Muhammed aleyhisselamın Berzaha intikalinden sonra oluşturulmuş kurumlardır; ki, berzah aleminde bunların yeri yoktur!..

Evet, bu sorgulamanın ertesinde kişi ya Kabir Alemine intikal eder , ya da Berzah Alemine..

“KABİR ALEMİ” ile “BERZAH ALEMİ” arasındaki fark nedir? …

B- “KABİR ALEMİ YAŞAMI: Bu alem, aynen aynen rüya alemine benzer; ne var ki, kişi rüya gördüğünün farkında değildir ve yaşamını aynen dünyada yaşıyormuşçasına değerlendirir…

Nasıl dünya yaşamını gerçek yaşammış gibi algılarsa kişi dünyada yaşarken; aynı şekilde, kendi kabir alemine geçen kişi de o boyutu gerçek yaşam gibi hisseder… Bu ya “kabir cenneti” denilen şekilde son derece huzur ve zevk verici rüyalar şeklinde devam eder; ya da “kabir cehennemi ” denilen biçimde kâbus türünden son derece korkunç, ızdırap verici görüntüler içinde sürer…

Bu devre kıyamete kadar böylece devam eder…

Bu, kabir içindeki kişinin, kabir aleminin yaşantısıdır…

“Kişinin kabri ya cennet bahçelerinden bir bahçe, ya da cehennem çukurlarından bir çukurdur” hadisi şerifiyle Peygamberimiz bu duruma işaret eder…

Bununla beraber bir de “Berzah Alemi Yaşamı” vardır…

C- “BERZAH ALEMİ YAŞAMI: “FİYSEBİLİLLAH” Allah yolunda şehid olmuş kimseler ile “Ölmeden ölmüş” diye tarif edilen evliyaullah ve nebilerin, kabir alemi kısıtlamalarından kurtulmuş “Ruh Bedenleriyle” serbest dolaşım şeklinde süren yaşam şeklidir…

BERZAH YAŞAMINDA…

Şehidler, Evliyaullah ve Nebiler Berzah alemi içinde serbestçe gezerler dolaşırlar ve mertebelerine göre de birbirleriyle iletişim kurarlar…

Ayrıca, berzah alemi içinde dahi bir hiyerarşi vardır; ve bu hiyerarşi içinde oradakilerin idaresi söz konusudur…

“İnsan ve Sırları” isimli kitabımızın “Ricali Gayb – Gayb Erleri” bahsinde bu konuda geniş bilgi vardır…

Berzah alemindeki velilerden dünyada iken “FETİH” sahibi olmuş olanlar, dünyadakilerle iletişim kurabilirler… Buna karşın, dünyada “KEŞİF” sahibi olmuş fakat “FETİH” elde edememiş evliyaullah ise, o alemdeki tüm serbestilerine karşın, dünyadakiler ile direkt ileticim kuramazlar…

Kişi, ölümü tattıktan sonra ya kendi kabir aleminde ya da mertebesine göre berzah aleminde yaşamına devam eder.

İşte, herkesi , böyle bir yaşam bekliyor!..

Dileyen, bu konuyu, ilgili yerlerden araştırarak söylediklerimizin doğruluğunu teyid edebilir.

İletişim Bilgileri

Yetkili Kişi
Şahin Balaban - Dernek Başkanı
Adres
Dere Mh. Tepehan Sk. No:17/2 Meram/Konya
Telefon DERNEK TELEFONU:0332 328 54 10 ------- Dernek Başkanı Gsm:05362295333 Fax KURS TELEFONU: 0332 328 50 18 E-mail sahinbalaban@hotmail.com
Mart 2016
P S Ç P C C P
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  
102671